Maceraya Açılmak

Bu yazının kahramanı çalışmaktan çok bunaldığı bir gün bir tatil planladı . Her adımını tek tek kafasında belirledi. “Şu şehre giderim. Şu kıyıda yüzerim. Şu restoranda yemek yerim. Şu konsere giderim. Şu arkadaşlarımı görürüm.” Hayal etti: “Öyle yaparım. Böyle yaparım.” Heyecanlandı. 

Sonra tatil günü geldi çattı. O şehre doğru yola çıktı. Tam planladığı gibi oldu. O kıyıda yüzdü. O restoranda yedi. O konsere gitti. O arkadaşlarını gördü. 

Planladıklarını yaptı, belirlediğinin dışına çıkmadı. 

Plana uymak için şartları kendine uydurdu. Kontrol etti. Belki bir tatmin duydu:

 “Tam planladığım gibi oldu!” 

Peki coşku var mıydı? Heyecan? Hayali kurarken, hayali yaşarkenden kesinlikle daha heyecanlıydı.

Plan yaparken geleceği sınırladı, dışına çıkacak alanlar açıldı açılmasına önünde ama o konsere bilet almıştı, o bileti yakmadı. O kıyıya doğru inerken, telefonundan rotayı takipteydi, ormanın içlerinden yükselen kuş seslerini duymadı, durup dinlemedi. O restoranda yemek yerken, yan masada kutlama yapan insanlara gülümsemedi. Arkadaşlarını gördü görmesine belki, planlamıştı ne de olsa, ama canı o sıra onları mı görmek istiyor, yoksa başka bişey mi yapası var diye kendine sormadı. Arkadaşlara ayıp olurdu. 

Peki kendine ayıp olmuyor muydu bu? 

Hayaller kurdu. Planlar yaptı. Birşeyler planlarını bozduğunda, öyle olması gerekmiş gibi bir de, kendi canını sıktı. Planların bozulması mıydı can sıkan, yoksa o planların kendisi mi? Hayallerin kırılması mıydı onu üzen, yoksa -o an canının ne istediğini kendine sordurmayacak- o hayallerin kurulması mı? O an neyin bize eğlenceli geleceğini, önceden nasıl bilebiliriz ki?

Sınırlar, tanımlar, belirler zihnimiz. Sever bunu. Önünü görebilmek ister. Güvende hissettirir ona geleceğe şimdiden yapılan küçük müdehaleler. 

Ne var ki gelecek geldiğinde ise planlanmaya başlanır küçük küçük diğer gelecekler…

Anın içi ufak ufak boşalır, içinde saklı olasılıklar görülmez olur, macerası solar, yavaşça kaybolur. Anın tahtında artık geçmişin kararları ile belirli bir gelecek oturur. Şimdinin görülmeyen bir olasılık olarak kalan eğlencesine ve mevcudiyetine geçmişin ve geleceğin gölgesi vurur. 

Hikayemizin kahramanına dönecek olursak; o kendi canını mengene gibi planların arasına koyarak nasıl sıktığını anladı. Tamam dedi, planlamayalım bir de bakalım ve yeni bir seçim yaptı. 

Haftasonu arabaya atladı, yola çıktı. İçinden neresi geldiyse o yöne doğru sürdü. Hiçbir şey planlamadı. Cevapları önden vermeye kalkmadı, onun yerine merakta ve soruda kaldı. Etrafına baktı, canının ne istediğini an be an kendine sordu, bedeni ona yolu gösterdi, o takip etti… Bu sefer kimseye sözler vermedi. İlle de onu yapacaksın, bunu yapacaksın diye kendini sınırlamadı. İçinden geleni izledi. Yapılmayan plan bozulamazdı. Kurulmayan hayal kırılamazdı. O an, heyecan, asıl ait olduğu yere, şimdinin içine yerleşti yeniden. Kahramanızmız anda mevcut olmayı seçtiği an, önünde olasılıklar açıldı, an be an yaptığı seçimler ile macera başladı! 

Sizin kendiniz için ne türlü planlarınız var? Küçük bir tatili planlamaktan, bir ömrü planlamaya kadar büyütürüz bazen işleri… Bugün nasıl olması gerektiğini düşünüyorsak, o yönde hedefler koyarız kendimize. O hedefleri, o hayalleri, başkaları bizden öyle bekliyor diye düşünüp üstümüze yüklendiğimiz görevleri, geçmişteki ben gelecekteki beni bir ara öyle görmek istedi diye oynamaya direttiğimiz rolleri; o an geldiğinde o an gerçekten isteyip istemediğimizi sormadan giyiniveririz üstümüze, bize dar gelen bir kıyafet gibi…. O çoook önceden aldığımız ve bugün kendimizi giymeye zorladığımız kıyafet sıksın ki bizi, o anki bedenimize uygun daha rahat başka bir kıyafet bulup giyelim; alerji yapsın o eski kumaş bizde ki, farklı bir kumaşa yönelelim! Kendimizi nasıl sınırlandırdığımızı farkettirsin bize sıkılmış canımız ki, geçmişin hayallerini ona dayatmaktan vazgeçip, tam şu an ne istediğini sorabilelim. 

Yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir